Boşanma Halinde Şirket Ortaklığının Durumu Ne Olur?

Türk Medeni Kanunu tarafından verilen hak ile kurulan evlilik birliğinin devam ettirilebilmesinin olanaksız hale geldiği hallerde. Yine kanun dahilinde belirtilmiş olan koşullara uygun olması durumunda boşanma davası açılarak, evlilik birliğinin yasal statüde sonuçlandırılabilmesi mümkün olur. Ancak modern toplum yaşantısı içerisinde sosyal ve ekonomik durum gibi pek çok faktör boşanma davaları sürecinde çok önemli farklılıkların ve etkenlerin ön plana çıkmasına yol açar. Buna göre boşanma davası süreci içerisinde mal paylaşımı konusuna dair temel bazı hukuksal ve kanun şartları bulunmaktadır.
Boşanma davası dahilinde mal paylaşımı konusu menkul ve gayrimenkul şeklinde oluşur. Söz konusu evlilik birliğinin sonlandırılması kapsamındaki boşanma davalarında şirket hisseleri de mevcut olan menkul mallar dahilinde bulunur ve Türk Medeni Kanunu çerçevesinde belirtilmiş olan koşullara uygun biçimde uygulanacak mal paylaşımı sürecine dahil kabul edilir. 1 Ocak 2012 tarihinde yeni Medeni Kanun yürürlüğe girmiştir. Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi yasal rejimi de bu kanunun yürürlüğe girmesiyle beraber olarak hayatımıza girmiştir. Eşler arasında ayrıca aksine bir sözleşme yapılmadığı durumlarda, eşler yasal rejim olarak Edinilmiş Mallara Katılma rejimine tabi tutulurlar. Hangi malvarlığı değerlerinin hangi mal grubuna girdiği ve hesaplama yöntemi konusunda tartışmalı meselelerden biri de, şirket hisselerinden kaynaklanan alacaklardır. Eşlerin evlilik süresince elde ettikleri tüm mallar, edinilmiş mal olarak kabul edilmiş ve evlilik sona erdiğinde paylaşıma tabi tutulmuştur. Eşlerin kişisel malları ise paylaşım dışıdır. Evlilik sona erdiği zaman, eşlerden her biri, diğer eşin halihazır malvarlığında bulunan birikimleri üzerinde hak sahibi olmalarıdır. Bu çerçevede, eşlerden birinin bir esnaf işletmesi veya ticari işletme faaliyeti çerçevesinde elde ettiği kazanç edinilmiş mal grubuna girer ve evlilik sona erdiğinde paylaşıma tabi tutulur. Şahıs işletmeleri için; evliliğin sona erdiği tarihte yani boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren şirketin ne kadar kar ettiği hesaplanır daha sonra bu hesaptan işletmenin borçları düşülür ve sonra kalan miktar üzerinde davacı eşin yüzde elli oranında pay sahibi olduğu kabul edilir ve eşe hakkı verilir.

Boşanmada Şirket Ortaklığı Durumu Nasıl Devam Eder?

Şirket ortaklığı eşlerin şirkete birlikte ortak olması ile eşlerden birinin ortak olduğu şirket hisselerinin boşanmadan sonraki durumlarının ne olacağı şeklinde ikiye ayrılarak incelenmesi gereken bir durumdur. Eşlerin şirkete ortak olduğu durumda eşlerin boşanması hali şirket konusunda bir değişiklik yaratmaz. Fakat eşlerden biri şirkete ortak ise bu durumda şirket hisselerinin durumu boşanma ile değişiklik arz edebilir. Zira şirket hisseleri de mal paylaşımına konu olacak malvarlığı değerlerindendir. Şirket hisselerinin edinilmiş mal olması halinde hisse sahibi eşin hisse değerlerinin tasfiye tarihindeki değeri tasfiyeye girecektir. Şirket hisseleri edinilmiş mal değil de kişisel mal ise sadece dağıtılmamış kar payları tasfiyeye girer. Dağıtılmış olan kar payları tüketilmiş ise tasfiyeye tabi bir malvarlığının olmadığı kabul edilir. Eşlerden biri, hissesi olduğu şirkete sermaye olarak emeğini koymuşsa , şirketin ortaklara dağıttığı ödemeye bakılmalıdır . Bu ödeme de evlilik birliği içerisinde edinilmiş mal kapsamında değerlendirilir .
Eşin koyduğu sermaye ile şirketin malvarlığı artırılmışsa , bu değer artışının be sebeple gerçekleştiği araştırılmalıdır. Eğer ki özel bir çabaya karşılık gerçekleşen bir artış söz konusu ise, bu değer artışı paylaşıma konu olacaktır .

Aile Şirketlerinin Boşanma Halinde Durumu

Aile şirketlerinin esas kuruluş amacı, mirasın dağılmasını engellemektir. Ailenin geçimini sağlayan kimse tarafından yönetilen şirketlere aile şirketi adı verilir. Aile şirketlerinin bünyesinde bütün çalışanların aile bireylerinden oluşması gibi bir kural yoktur. Yönetimin önemli bir bölümünün aile fertleri tarafından doldurulmuş olması, bu kişiler tarafından kurulmuş olması şirketin aile şirketi olarak sayılması için yeterli olmaktadır. Bununla birlikte kişi aile şirketindeki hissesini yalnızca o aileye mensup olmakta doğuştan almaktadır. Dolayısıyla hisseler, sahibinin kendi kişisel malı sayılmaktadır.

Konu İle Alakalı Yargıtay Kararı;
T.C.

YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/9379

K. 2016/1291

T. 26.1.2016

DAVA : … ile … aralarındaki katkı payı (esasen katkı payı alacağı, değer artış payı ve katılma alacağı) davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair … 2. Aile Mahkemesi’nden verilen … gün ve … sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için … Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı … ile vekili Avukat … ve karşı taraftan davacı … ile vekili Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan, hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosyanın incelenmesi sonucu görülen eksikliklerin ikmali için dosyanın mahal mahkemesine iadesine, karar verilmesini takiben eksiklik tamamlanmış olmakla dosya yeniden incelendi gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı … vekili, müvekkilinin evlilik birliği içinde edinilmelerinde katkıda bulunduğu bir araç, iki mesken ve bir şirketle ilgili fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 5.000 TL katkı payı, 5.000 TL değer artış payı ve 10.000 TL katılma alacağı olmak üzere şimdilik 20.000 TL.nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, harcını da tamamladığı 07.11.2013 tarihli dilekçesi ile talebini 63.000 TL katkı, 52.000 TL değer artış payı ve 194.000 TL katılma alacağı olmak üzere 309.000 TL şeklinde ıslah etmiştir.

Davalı Bülent vekili, davacının şirkete katkısı olmadığını, meskenin birinde ziynetler ve eski araçla katkısı olduğunu ancak bu meskenin satılarak diğer dava konusu meskenin alındığını, satış parası ile ikinci mesken için çekilen kredinin kapatıldığını, araç için çekilen kredinin halen ödenmekte olduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabul kısmen reddine, 57.260,00 TL katkı payı alacağının, 5.000,00 TL’sinin dava, kalan 52.260,00 TL’sinin ise ıslah tarihinden itibaren yasal faizi ile, 194.345,13 TL katılma alacağı ve 54.373,29 TL değer artış payı alacağının karar tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı, değer artış payı ve artık değere katılma alacağı isteklerine ilişkindir.

.//..

01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanun’un 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulacaktır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanun’un tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m).

Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM 189 m). Kadın veya kocanın, diğerinin mal rejiminin devamı sırasında edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteyebilmesi için, mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir. Bu katkı, ziynet, miras veya bağış yoluyla elde edilen başka malvarlıklarının kullanılması ile toplu olarak yapılabileceği gibi, çalışan eşin gelirleriyle de yapılması mümkündür. Çalışarak, düzenli ve sürekli gelire (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça diğer eşin sahip olduğu malvarlığına yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.

Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen tasfiyeye konu mala, eşlerin, hem başka malvarlıkları (ziynet, miras, bağış vs gibi) kullanılarak, hem de çalışma karşılığı elde ettikleri düzenli gelirleriyle katkıda bulunduklarının ileri sürüldüğü durumlarda; öncelikle, tasfiyeye konu malın edinildiği tarih itibarıyla başka malvarlıklarından elde edilen toplu para ile yapılan katkının, dava konusu malın bedelinin tamamı karşısındaki oranı saptanmalıdır. Bundan sonra da, kalan miktara her bir eşin çalışmaları ile elde ettikleri düzenli gelirleriyle katkıda bulunduklarının kabulü ile oranları ayrı ayrı belirlenmelidir.

Buna göre, öncelikle toplu katkının satın alma tarihindeki parasal değeri ile tasfiyesi istenen malın hem edinme bedeli hem de dava tarihindeki sürüm(rayiç) değerleri ayrı ayrı tespit edilmelidir.

Dava konusu malvarlığına, başka malvarlıklarından elde edilen toplu para ile yapılan katkının dışında kalan bölümüne eşlerin çalışmaları karşılığı elde edilen düzenli gelirlerle yapılan katkı oranının belirlenmesi bakımından ise; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, çalışılan bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup belirlenerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı saptanmalıdır. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama kendi gelirlerinden düşülerek ayrı ayrı yapabilecekleri tasarruf miktarları tespit edilmeli, daha sonra her bir eşin tespit edilen tasarruf miktarının birlikte gerçekleştirdikleri toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Bulunan bu oranlar, eşlerin çalışmaları karşılığı elde ettikleri düzenli gelirleriyle tasfiye konusu malvarlığına yaptıkları katkı oranını göstermektedir.

Değer artış payı alacağı; eşlerden birinin diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun karşılık almaksızın esaslı katkıda bulunması durumunda, tasfiye sırasında bu malda meydana gelebilecek değer artışı için katkısı oranında sahip olduğu alacak hakkıdır (4721 sayılı TMK 227 m). Denkleştirme (TMK 230m) hariç, tasfiyeye konu malvarlığında katkı tarihine göre değer kaybı söz konusu ise, katkının başlangıçtaki değeri esas alınır (TMK 227/1 m). Böyle bir malın daha önceden elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler (TMK 227/2 m). Değer artış payı alacağı talep edebilmek için, parasal ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunulmalıdır.

Artık değere katılma alacağı ise; eklenecek değerlerden (TMK 229.m) ve denkleştirmeden (TMK 230.m) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK 219.m) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK 231.m) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK 236/1.m). Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Değer artış payı ve artık değere katılma alacak miktarları hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malın, bu tarihteki durumuna göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm(rayiç) değeri esas alınır (TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1 m.). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.

Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK’nun 222 m).

Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.

Somut olaya gelince; eşler, 16.09.2000 tarihinde evlenmiş, … tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, … tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu mallardan … plakalı araç …, … ada … parselde 4 nolu mesken …, …ada… parselde… nolu mesken … tarihinde davalı adına alınmış, dava konusu … Dış Ticaret Ltd.Şti. ise 23.11.2004 tarihinde evlilik birliği içinde kurulmuştur. Şirkette davalının %50 hissesinin olduğu anlaşılmaktadır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK 179.m).

Mahkeme tarafından, hükme esas alınan 14.04.2014 tarihli bilirkişi raporundan hareketle, davacı kadının ziynetlerin satışından gelen parayla 4 nolu mesken alımına katkıda bulunduğu, kişisel malı niteliğindeki kooperatif hissesinin satışından gelen para ve işyerinden ayrılırken aldığı kıdem tazminatı ile şirket kuruluşunda katkı sağladığı, aracın kazalı hali ile edinilmiş mal olduğu, 8 nolu meskenin de çekilen kredinin tamamının kapatılması sebebiyle tümü ile edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerektiği açıklanarak bilirkişi hesaplamasına uyulmuş ve yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.

1- Dosya kapsamına, toplanan delillere ve taraflarca sunulan kayıtlara göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli iken 100.000 TL sermaye ile kurulduğu ve davalının %50 hissesi olduğu anlaşılan şirketin kuruluşunda davalının hisse payının ödenmesinde davacıya işyerinden ayrılması sebebiyle ödenen 14.943,93 TL kıdem tazminatının kullanıldığının kabulü yerindedir. Ancak kıdem tazminatının 743 sayılı TKM’nin 170.maddesi uyarınca, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu döneme ilişkin çalışmanın karşılığı olarak elde edilen gelir, dolayısıyla hak edilen kıdem tazminatı bölümünün kişisel mal (TKM 189), 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden sonraki çalışma karşılığında elde edilen gelir ve hak edilen kıdem tazminatının ise edinilmiş mal grubuna gireceği (TMK 219/1) gözetilmeksizin TMK’nun 228. maddesine göre yapılan hesaplama sonunda çıkan miktarlara göre hesaplama yapılması, diğer yandan davacının kişisel malı olduğu sabit olmakla birlikte 16.07.2003 tarihinde satılan kooperatif hissesinden gelen paranın aradan geçen uzun süreye, bu sürede paranın bankada değerlendirildiğini iddia eden davacı tarafın soyut tanık beyanı dışında başka bir belge ve delil sunamamasına rağmen … tarihinde kurulan şirketin kuruluşunda katkı olarak kabul edilmesi hatalıdır. Şirketin kuruluş tarihi itibarıyla edinilmiş mal olduğu anlaşıldığına göre Mahkemece yapılması gereken iş; 14.943,93 TL toplam kıdem tazminatının az yukarıdaki açıklamaya göre 01.01.2002 öncesi çalışmasının karşılığı olan 11.623 TL’sinin davalının %50 hissedarı olduğu 100.000 TL kuruluş sermayeli edinilmiş mala davacının kişisel malı ile katkı olduğunu, çıkacak % 23,246 oran ile doğru hesaplanan şirketin öz varlık karşılığı 367.411,96 TL.nin çarpılması sonunda çıkacak miktarın şirket yönünden davacının değer artış payı alacağı, özvarlık değerinden bulunan bu miktar çıkartıldıktan sonra kalan miktarın ise artık değer, artık değerin yarısının da davacının şirketle ilgili katılma alacağı bulunduğunu gözetmek, taleple bağlılık kuralı ile kazanılmış haklara riayet etmek olmalıdır.

2- Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre, davalının da kısmen kabulünde olduğu üzere … tarihinde davalı adına alınan 4 nolu meskenin alımında davacının bir kısım ziynet eşyaları ile davacının evlilik öncesi sahibi olduğu kişisel mal niteliğindeki aracı da kullanılmış, bu evin bakiye alım değeri ise borç alınarak kapatılmış, bilahare alınan borç da taraflarca ödenmiştir. 4 nolu mesken … tarihinde satılmıştır. Diğer dava konusu 8 nolu mesken ise … tarihinde davalı adına alınmış, alımda davacının kişisel malı niteliğindeki kooperatif hissesinin satışından gelen paranın yarısı peşinat olarak kullanılmış, bakiye miktar için banka kredisi çekilmiş, kredi borcu … tarihinde tümüyle kapatılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan raporda gerek 4 nolu gerek 8 nolu meskenle ilgili değerler hesaplamada dikkate alınarak davacı lehine alacak hesaplanmıştır.

4 nolu meskenin alımında kullanılan davacıya ait araç ve ziynet bedelleri davacının kişisel malı niteliğinde, kişisel maldan edinilmiş mala yapılan katkıdır. 4 nolu meskenin alımında kullanılan borç para ise daha sonra taraflarca ödendiğine göre edinilmiş maldan edinilmiş mala kayan değerdir. 8 nolu meskenin alımında kullanılan peşinat ise davacının satılan kooperatif hissesine ödenen aidatlar düşünüldüğünden kısmen kişisel maldan, kısmen edinilmiş maldan edinilmiş mala yapılan katkı niteliğindedir. Banka kredisinin tamamının evlilik içinde tümüyle kapatılması sebebiyle ayrı hesaplama yapılması gerekmediği düşünülebilirse de kredinin ödeme tarihi, 4 nolu meskenin satış tarihi ve toplanan deliller karşısında 4 nolu meskenin satışından gelen para ile 8 nolu mesken için çekilen kredinin kapatıldığının, dolayısı ile 4 nolu mesken için ayrıca bir hesaplama yapılmaması gerektiğinin kabulü gerekir. Bu açıklamalar karşısında 8 nolu meskenin alımında davacının satılan kooperatif hissesinden gelen miktardan 10.737 TL, 4 nolu meskenin davacının kişisel mal niteliğindeki bölümünden gelen miktara göre 47.937,05 TL toplamı 58.674,03 TL değer artış payı alacağı bulunduğu, 4 nolu meskenle ilgili ayrı hesaplama yapılamayacağından 8 nolu mesken sebebiyle ayrıca davacı lehine 121.325,97 TL artık değerin yarısı oranında da katılma alacağı hakkı olduğu dikkate alınmalıdır. Mahkemece kişisel mallarla katkıda hata yapılmamış ise de 4 nolu meskenin satışından gelen para ile 8 nolu meskene ait kredinin kapatıldığı gözetilmeden her iki mesken için de ayrı ayrı hesaplama yapılması, bu şekilde davalı aleyhine sonuç yaratılması doğru değildir. Mahkemece hüküm kurulurken davacının talebi, taraflar lehine ve aleyhine doğacak kazanılmış haklar gözetilmeli, davacının fazlaya ilişkin haklarını da saklı tuttuğu dikkate alınmalıdır.

.//..

3- Dava konusu … plakalı araç evlilik içinde … tarihinde boşanma dava tarihinden yalnızca 45 gün önce banka kredisi ile satın alınmıştır. Davacının aracı kullanırken kaza yaptığı, aracın değerinin düştüğü, çekilen kredinin ise 22.000 TL ve 36 ay vadeli olduğu, aracın karar tarihine en yakın tespit edilen değerinin ise 17.629 TL olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu hususlar gerekçeye göre Mahkemenin de kabulündedir. Çekilen kredinin boşanma dava tarihi sonrasına isabet eden kısmı davalının denkleştirmeye esas kişisel malı niteliğinde olup, aradaki 45 günlük süre ve kaza sebebiyle aracın değerinin olağan dışı azalması dikkate alındığında bakiye kredi borcu sebebiyle araçtan dolayı herhangi bir artık değer olmayacağından davacı lehine araç nedeniyle katılma alacağı hesaplanması da mümkün değildir. Mahkeme kabulünde de olduğu üzere araçla ilgili artık değer olmadığından davacı tarafın katılma alacağı talebinin reddi gerekirken katılma alacağı hesaplamasında genel formül içerisinde dikkate alınması, bu şekilde araçla ilgili de alacak hesabı yapıldığına dair tereddüte sebep olunması doğru olmamıştır. Araçla ilgili açık temyiz bulunmamakta ise de; davacı lehine alacak hesaplanmasına yönelik uygulanan genel formülde diğer mal varlığı değerleri yanında araçla ilgili değerlerin de kullanılmasından dolayı bu hususta da değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.

Kabule göre de; davacı vekili her bir alacak kalemi ile ilgili ayrı ayrı talep miktarlarını gösterdiği halde değer artış payı alacağının ıslah edilen miktarının 52.000 TL olduğu gözden kaçırılarak talepten fazla olacak şekilde 54.373,29 TL. değer artış payı alacağına hükmedilmesi de hatalı olmuştur.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazları yukarıdaki (1) , (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca davalı lehine BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.100,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 5.226,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 26.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.