Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) Davası Nedir?

İzale-i Şuyu davasında bir taşınır veyahut taşınmaz mala paylı ya da elbirliği mülkiyeti ile ortak olanların aralarındaki paydaşlık ilişkilerine son verdirerek, kişilerin şahsi mülkiyetlerine geçişi sağlayan bir dava türüdür.
Ortaklığın giderilmesi davalarında görevli mahkemeler, taşınır veya taşınmaz mal ve haklar için dava konusu malın değerine bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemeleridir (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, HMK md. 4/1.f., 1. b.). Hakimin görev konusunu re’sen dikkate alması gerekmektedir. Genel yetki kuralları gereğince, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ortaklığın giderilmesi davasına bakmakla yetkilidir (HMK md. 6). Örneğin, taşınmaz mal Ataköy’de bulunuyorsa ortaklığın giderilmesi davasında yetkili ve görevli mahkeme Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi olacaktır.

Ortaklığın giderilmesi davası kimler tarafından açılabilir?

Ortaklığın giderilmesi davaları sadece paydaşlarca veya ortak maliklerce açılabilmektedir. Borçlu paydaşın/ortağın alacaklısı bu davayı açamaz. Zira bu alacaklı, elbirliği/paylı mülkiyete konu maldaki borçlunun payını bağımsız olarak haczettirip, sattırabilmektedir. Tek bir paydaş/ortak veya birden fazla paydaşın/ortağın birlikte açabileceği bu davaların davalı tarafı ise, davacı/davacılar dışındaki diğer paydaşlar/ortaklardır. Davacının küçük, kısıtlı veya tüzel kişi olması durumunda bunların kanuni temsilcileri olan veli, vasi veya şirket yöneticileri vasıtasıyla davalar açılacaktır. Davacı veya davalı paydaşın/ ortağın yargılamadan önce veya sonra ölmesi durumunda ise, davayı mirasçılarının takip etmesi ve sonuçlandırması mümkündür. Ayrıca ortaklığın giderilmesi davalarında davacı davasından feragat etse bile ancak bütün paydaşlar/ortaklar yani davanın tüm tarafları bu feragate katılırlarsa yargılamaya devam edilmemektedir.

Ortaklığın giderilmesi davası da pek tabii harca tabi olan dava türlerindendir. Davayı açmış olan paydaş dava harcını ve mahkeme giderlerini davanın başında ödemek zorunda kalsa dahi davanın sonuna gelindiğinde mahkeme giderlerinin ve beraberinde avukatlık ücretlerinin payları oranında taraflara yükletileceği bilinmelidir. İzale-i şuyu davasında dava sonunda bir kazanan veya bir kaybeden olmaz, davaya taraf olan herkes dava sonucundan aynı biçimde etkilenecektir.

Konu ile alakalı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2011/6-55 Esas Numaralı 2011/222 Karar Numaralı kararı aşağıdadır;

YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2011/6-55
K. 2011/222
T. 27.4.2011
• ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASI ( Tarafların Muristen Kalan Taşınmazların Paylaşımı Konusunda Anlaşamadıkları/Davacının Aynen Taksim Talebi – Muristen Kalan Birbiri İle Aynı Nitelikteki ve Aynı Değerde İki Taşınmazın İki Mirasçıya Kura Çekilmek Suretiyle Verilebileceği )
• AYNEN TAKSİM ( Ortaklığın Giderilmesi Davası – Muristen Kalan Birbiri İle Aynı Nitelikteki ve Aynı Değerde İki Taşınmazın İki Mirasçıya Kura Çekilmek Suretiyle Verilebilmesinin Gözetileceği )
• KURA YOLUYLA PAYLAŞIM ( Ortaklığın Giderilmesi Davası/Tarafların Muristen Kalan Taşınmazların Paylaşımı Konusunda Anlaşamadıkları – Davacının Aynen Taksim Talebi/Mirasçılara Kura Çekilmek Suretiyle Verilebileceği)
4721/m. 642, 650
ÖZET : Dava, ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir. Davacı vekili, tarafların murisi adına kayıtlı bağımsız bölümlerin murisin ölümünden sonra iki kardeş olan davanın taraflarına intikal ettiğini, ancak tarafların taşınmazların paylaşımı konusunda anlaşmadıklarını ve taşınmazların aynen taksimini talep etmiştir. Uyuşmazlık, ortaklığın giderilmesi davasında aynen taksim istenmiş ise, muristen kalan birbiri ile aynı nitelikte ve aynı değerde iki taşınmazın, iki mirasçıya kura çekilmek suretiyle verilip verilemeyeceği noktasındadır. Tarafların arasında payların özgülenmesinde anlaşma sağlanamadığından, her bir mirasçıya hangi taşınmazın verileceği konusunda mahkemece kura çekme yoluna gidilmesi isabetlidir.
DAVA : Taraflar arasındaki “Ortaklığın giderilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ( Bakırköy Beşinci Sulh Hukuk Mahkemesi )’nce davanın kabulüne dair verilen 23.07.2009 gün ve 2006/872 E., 2009/935 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Altıncı Hukuk Dairesinin 23.03.2010 gün ve 11991-3188 sayılı ilamı ile;
( … Uyuşmazlık iki adet bağımsız bölümde ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece bağımsız bölümlerin her birinin taraflara verilmek suretiyle aynen taksimine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde dava konusu 6 ve 10 nolu bağımsız bölümlerin tarafların miras bırakanı Haslar adına kayıtlı bulunduğunu, tarafların taşınmazların taksimi konusunda anlaşamadıklarını belirterek aynen taksim suretiyle ortaklığın giderilmesini istemiştir. Davalı da dava konusu taşınmazların aynen taksim suretiyle ortaklığının giderilmesini istemiş satış talebinde bulunmamıştır. Dava konusu taşınmazların kat mülkiyeti kurulu binanın 6 ve 10 no’lu bağımsız bölümleri olduğu tarafların ortak miras bırakanı Haslar adına kayıtlı bulunduğu tapu kayıtlarının incelenmesinden anlaşılmaktadır. Ortaklığın giderilmesi davalarında taşınmazların her birinin ayrı ayrı değerlendirilerek aynen taksiminin mümkün olup olmadığının araştırılması gerekir. Bağımsız bölüm şeklindeki dairelerin nitelikleri itibariyle aynen taksimi mümkün bulunmadığından her birinin bir paydaşa ( ortağa ) verilmek suretiyle taksimine karar verilemez. Gerek davacı gerekse davalı tarafından satış talep edilmediğinden ve bu şekilde taşınmazların aynen taksimi de mümkün bulunmadığından bu durumda açılan davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir… ),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK. 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/11. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, tarafların murisi olan H.İ. adına kayıtlı 6 ve 10 nolu bağımsız bölümlerin murisin ölümünden sonra 2 kardeş olan davanın taraflarına intikal ettiğini, ancak tarafların taşınmazların paylaşımı konusunda anlaşmadıklarını bu nedenlerle taşınmazların aynen taksimine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemece muristen kalan iki adet bağımsız bölümün yine iki kişi olan mirasçılara kura sonucuna göre tahsis edilmek suretiyle ortaklığın giderilmesine dair verilen karar, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçe ile bozulmuştur
Yerel mahkeme, tarafların bağımsız bölümlerin tahsisi konusunda anlaşamamaları nedeniyle mahkeme huzurunda çekilen kura sonucunda bağımsız bölümlerin taraflara tahsisi yolu ile ortaklığın giderilmesine karar verilmesinde mevzuat açısından hiç bir engel bulunmadığı gerekçesi ile önceki kararında direnmiştir.
Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; ortaklığın giderilmesi davasında aynen taksim istenmiş ise, muristen kalan birbiri ile aynı nitelikte ve aynı değerde iki taşınmazın, iki mirasçıya kura çekilmek suretiyle verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin ortaya konulmasında yarar vardır:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ( TMK )’nun 642. maddesinde:
“… Mirasçılardan her biri, sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir.
Her mirasçı, terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verilmesini sulh mahkemesinden isteyebilir. Mirasçılardan birinin istemi üzerine hakim, terekenin tamamını ve terekedeki malların her birini göz önünde tutarak, olanak varsa taşınmazlardan her birinin tamamının bir mirasçıya verilmesi suretiyle paylaştırmayı yapar. Mirasçılara verilen taşınmazların değerleri arasındaki fark para ödenmesi yoluyla giderilerek miras payları arasında denkleştirme sağlanır…”;
Aynı Kanunun 650. maddesinde ise;
“… Mirasçılar, tereke mallarından mirasçı veya ortak kök sayısınca pay oluştururlar.
Anlaşma olmazsa, mirasçılardan her biri, payların oluşturulmasını sulh mahkemesinden isteyebilir. Payların oluşturulmasında hakim, yerel adetleri, mirasçıların kişisel durumlarını ve çoğunluğun arzusunu gözönünde bulundurur.
Payların özgülenmesi mirasçıların anlaşması uyarınca yapılır. Buna olanak bulunmazsa kur’a çekilir…” hükmü yer almaktadır.
Bu hükümlerden açıkça anlaşılacağı üzere, hakim, miras yoluyla intikal eden terekenin tamamı ve terekedeki malların her birini göz önünde tutarak, olanak varsa taşınmazlardan her birinin tamamını bir mirasçıya vermek suretiyle paylaştırma yapabilir.
Kanun koyucunun bu hükmü getirmekteki amacı öncelikle aynen taksim isteyen mirasçılar arasındaki paylaşma konusundaki ihtilafın en uygun biçimde çözümlenmesi ve taşınmazların değerleri arasında fark bulunması halinde gereğinde fark para ödetmek yoluyla, denkleştirmenin sağlanmasıdır. Ayrıca payların özgülenmesinde mirasçıların anlaşması asıl olup, anlaşamazlarsa kura çekilecektir.
Bu yolla aynen taksimi gerçekleştirme olanağı olan mahkemenin mallar üzerinde ortaklığı ve uyuşmazlığı sürdürecek, sonuçta mirasçıları satışa zorlayacak bir yöntemi benimsemesi olanaklı olmadığı gibi, açıklanan yasal düzenlemelere de aykırı olacaktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında:
Taraflarca aynen paylaştırılması istenen eş değerde iki taşınmaz ve bunları paylaşacak iki mirasçı bulunmakla birlikte her iki mirasçı da aynı taşınmazı istemiştir.
Mahkeme, tarafların arasında payların özgülenmesinde anlaşma sağlanamadığından, her bir mirasçıya hangi taşınmazın verileceği konusunda mahkemece kura çekme yoluna gitmiş; kura çekimine ne davacı ne de davalı itiraz etmemişlerdir.
Mahkemenin açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde iki taşınmazın her birini birer mirasçıya vermek suretiyle paylaşım yapması ve buna ilişkin kararında direnmesi yerindedir.
Ne var ki, bozma nedenine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazları Özel Dairece incelenmemiştir.
Bu nedenle; sair temyiz itirazları incelenmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan dosyanın davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için ALTINCI HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 27.04.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.