Franchise Sözleşmesi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Franchise sözleşmesi, modern ekonomik hayatın gelişiminin bir sonucu olarak ilk önce ABD’ de ortaya çıkmıştır ve 1950-1960 yıllarından sonra Avrupa ülkelerine de yayılmıştır. İlk kapsamlı Franchise anlaşmasını, 1851 yılında Isaac SINGER yapmıştır ve dikiş makinesini icat ettiğinde, hem üretim yapacak parası olmadığı için hem de kullanımını kimse bilmemesinden dolayı alıcısı olmadığı için, parayı satıcılardan toplamış, onlara bölgesel satış hakkı vermiş ve onlar da müşterileri eğitip satmışlardır. Bu fikir beğenilip taklit edildiğinden Singer, franchise sistemini ilk kullanan şirket olarak bilinmektedir. Franchise kelimesinin Türkçe karşılığı henüz bulunamamıştır ve çeşitli ülkelerde de kullanılageldiği gibi, ülkemizde de İngilizce, “Franchise” şeklinde kullanılmaktadır. Franchise veren ve franchise alan arasındaki ilişki; franchise verenin mallarını, ülke çapında veya uluslar arası pazarda üretme, doğrudan yatırım yapmaksızın pazarlama isteği ve franchise alanın, iş kurma isteği ile piyasaya çıkması ve yatırımını bu sistem ile yapması ile başlar. Sistemin temelinde, sürümü sağlama ve arttırma amacına yönelik olarak geliştirilen bir işletme modelinin, her unsuruyla birlikte kullanılması ve geliştirilmesine yönelik bir işbirliği vardır ve bugün “işletme franchisingi” olarak anılan bu sistem, “franchise”, “franchising” olarak da anılmaktadır.
Franchise, birbirinden bağımsız iki taraf arasında imzalanan sözleşmeye dayalı bir ilişkidir. Franchise sözleşmesi de bağlayıcılığı olan ve her iki tarafa da karşılıklı hak ve yükümlülükler yükleyen bir hukuki işlemdir ve doktrinde Şener AKYOL tarafından, “münhasır satış ve servis imtiyazı” olarak da adlandırılmaktadır. Franchise sözleşmesinin tanımı doktrinde farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Yargıtay’a göre ise, “ Franchise sözleşmesi, bir ürün veya hizmetin imtiyaz hakkına sahip tarafın belirli bir süre şart ve sınırlamalar dâhilinde işin yönetim ve organizasyonuna ilişkin bilgi ve destek sağlamak suretiyle imtiyaz hakkına konu ticari işleri yürütmek üzere ikinci tarafa verdiği imtiyazdan doğan uzun dönemli ve sürekli bir iş ilişkileri bütününe dayanan, birbirinden bağımsız iki taraf arasında kurulan bir sözleşmedir.” Genel olarak franchise sözleşmesi, franchise alanın (franchisee), franchise verene (franchisor) ödemeyi üstlendiği bir bedel ve franchise sistemine dâhil olarak, sistemin konusu olan ürün ya da hizmetin sürümünü, yine sistemin kuralları doğrultusunda sağlaması karşılığında, franchise verenin, franchise sistemine dâhil olan fikri ve sınaî unsurları, franchise alana kullandırma, imaj, isim, marka ve işareti altında, mevcut pazarlama ve organizasyon sistemlerini, ticari ve teknik deneyim ve bilgilerini kullandırmak ve franchise alana destek olmak borçlarını üstlenmek suretiyle, mal ve hizmetlerin satım ve sağlanmasına, pazar sürümlerinin arttırılmasına ilişkin belirli bir iş konseptinden faydalanma hakkını, sürekli olarak devretmeyi üstlendiği kendine özgü isimsiz bir sözleşme olarak tanımlanmaktadır. Franchise sözleşmesi, tarafların birbirine uygun ve karşılıklı irade beyanlarıyla kurulmakta olan rızai ve tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir.

Söz konusu tanımlardan franchising sözleşmesinin objektif esaslı unsurları aşağıdaki şekilde tespit edilmektedir:

  • Sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşme olması.
  • Franchise verenin oluşturduğu bir sistem veya paketin varlığı.
  • Franchise verenin, franchise sistemini oluşturan gayrimaddi haklarını franchise alana kullandırması.
  • Franchise alanın bu sistemi kullanarak franchise konusu mal ve hizmetlerin sürümünü desteklemekle yükümlü olması.
  • Franchise verenin franchise alanı işin yürütülmesi sürecince sürekli destekleme ve onu franchise ağına dahil etmekle yükümlü olması.
  • Franchise alanın franchise verenin talimatlarına uymakla yükümlü olması.
  • Tüm bunların karşılığı olarak franchise verenin belli bir bedel ödeme yükümlülüğü altında olması.

Sözleşmenin Şekli;

TBK m. 12 f. 1’de “Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir” hükmü yer almaktadır. Bu suretle kanun koyucu şekil serbestisi ilkesini benimsemiş ve bu ilke ile sözleşmenin geçerli olabilmesi için irade beyanlarının anlaşılabilecek ve anlatılabilecek her araçla yapılabilmesi kabul edilmiştir. Şekil serbestisi ilkesi uyarınca; franchising sözleşmeleri kanunda düzenlenmemiş olduğu için bu sözleşmeyi oluşturan irade beyanlarının belirli bir şekilde olma zorunluluğu bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay da, “Franchising sözleşmeleri, B.K. hükümlerine tabi özel hukuk sözleşmeleri niteliğinde olup, aksi öngörülmedikçe şekil serbestisi ilkesi gereğince herhangi bir şekle bağlı olmaksızın kurulabilirler.” şeklindeki kararı ile franchising sözleşmelerinde şekil zorunluluğu olmadığını kabul etmiştir. Franchise sözleşmesi herhangi bir şekle tabi değildir fakat marka,patent lisansına ilişkin sözleşmelerin yazılı olarak yapılması gerekmektedir.

İlginizi çekebilir:  Limited Şirket Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Franchise Sözleşmesinin Türleri;

  1. Tarafların Bulundukları Ülkelere Göre
  2. Dağıtım Kanallarına Göre
  3. Sözleşmenin Konusuna Göre
  4. Franchise İşlemlerinin İçeriğine ve Niteliğine Göre
  5. Franchise Alıcılarına Göre

Franchising sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğu için bir tarafın borçları aynı zamanda diğer tarafın haklarını oluşturmaktadır. Franchising sözleşmelerinde aşağıdaki sayılanlar dışında tarafların somut isteklerine, ilgili franchise sisteminin özelliklerine, faaliyette bulunulan sektöre, iş hacmine ve tarafların sözleşme ile üstlenmiş oldukları risklere göre çeşitli hak ve yükümlülükler öngörülebilmektedir. Franchising sözleşmelerinde taraflarca kararlaştırılan bu yükümlülüklere; teminat verme, işletmeyi sigorta ettirme veya sözleşmenin sona ermesi halinde kalan malların geri alınması gibi düzenlemeler örnek olarak gösterilebilir.

Tarafların Borçları;

1- Franchising Verenin Borçları
A-) Sözleşme Öncesi Aydınlatma Yükümlülüğü
B-) Franchise Sistemini ve Bu Sistemde Yer Alan Gayrimaddi Malları Kullandırma ve Kullanımının Devamını Sağlama Yükümlülüğü
C-) Franchise Alanı Destekleme Yükümlülüğü
D-) Franchise Verenin Teslim Yükümlülüğü
E-) Belli Bir Bölgede Franchising Sözleşmesi Kurmama ve Üçüncü Kişilere Mal Göndermeme Yükümlülüğü

2- Franchise Alanın Yükümlülükleri
A-) Franchise Bedeli Ödeme Borcu
B-) Mal veya Hizmetlerin Sürümünü Kendi Ad ve Hesabına Yapma ve Sürümü Destekleme Yükümlülüğü
C-) Franchise Alanın Gayrimaddi Malları Kullanma Yükümlülüğü
D-) Franchise Sisteminin İlkelerine ve Franchise Verenin Talimatlarına Uyma ve Kontrollerine Katlanma Yükümlülüğü
E-) Franchise Verenin Menfaatlerini Koruma ve Sadakat Yükümlülüğü
F-) Malları ve Gerekli Malzemeleri Franchise Verenden veya Onun Belirlediği Üçüncü Kişilerden Alma Yükümlülüğü

Franchise Sözleşmesi Nasıl Sona Erer?

1) Franchise Sözleşmesinin Kendiliğinden Sona Ermesi:

  • Sürenin Bitimi: Franchise sözleşmesi belirli süreli olarak yapılmışsa, bu sürenin sonunda kural olarak kendiliğinden sona erecektir. Bu şekilde sözleşmede belirlenen azami sürenin bitmesine rağmen taraflar, aralarındaki ilişkiyi zımnen devam ettiriyorlarsa, sözleşmenin belirsiz süre için uzatıldığı kabul edilecektir. Sözleşmede bir asgari süre kararlaştırılmış ve bir uzatma kaydı koyulmuş olması durumunda, uzatma kaydına göre sözleşmeye devam edilemeyeceği taraflardan biri tarafından belirtilmezse sözleşme, özel olarak kararlaştırılmış ise belirli süre için, sözleşmede hüküm bulunmuyor ise belirsiz süre için uzatılmış sayılacaktır.
  • Ölüm, Ehliyet Kaybı, İflas: Franchise sözleşmesi, taraflar arasında karşılıklı güven ilişkisine dayanmaktadır ve hem franchise alanın kişisel özellikleri ve yetenekleri hem de franchise verenin sahip olduğu pazarlama, üretim, işletme sistemi ve bazı hallerde kendi kişisel özellikleri önem taşımaktadır. Bu nedenle, franchise alanın kişisel özelliklerinde meydana gelecek değişimler, tarafların arasındaki sözleşme ilişkisine de doğrudan yansıyacağından, franchise alanın ölümü, iflası veya ehliyet kaybı sözleşmenin kendiliğinden sona ermesine yol açar.

2) Sözleşmenin Taraflarca Sona Erdirilmesi:

  • Süre Verilerek (Olağan) Fesih: Olağan fesih, bitme anı kararlaştırılmayan ifa edilmekte olan bir sürekli borç ilişkisinin, taraflardan biri tarafından, bir sebebe dayanmaya gerek olmaksızın tek taraflı irade beyanıyla ileriye etkili olarak sona erdirilmesidir. Olağan fesihten söz edebilmek için sözleşmenin belirsiz süreli olması gerekmekte ise de, çok karşılaşılmamakla birlikte, taraflarca kararlaştırılmış ise, belirli süreli franchise sözleşmeleri de olağan fesih ile sona erdirilmesi mümkündür.
  • Haklı Sebep İle Derhal (Olağanüstü) Fesih: Olağanüstü fesih, belirli veya belirsiz süreli borç ilişkilerinin taraflardan biri tarafından haklı bir sebep ile vaktinden önce ileriye etkili olarak sona erdirilmesidir. Sürekli bir borç ilişkisi kuran franchise sözleşmesi de, haklı (önemli) bir sebebin varlığı halinde olağanüstü fesih yolu ile derhal feshedilebilir ve ileriye etkili olarak sona erer. Taraflarca önceden öngörülemeyen bazı durumların ortaya çıkmış olması, taraflardan birinin borçlarını yerine getirmemesi gibi bir sebep taraflardan sözleşmeyi sürdürmelerini dürüstlük kuralına göre haklı kılmıyor ise, sözleşme olağanüstü fesih yoluyla sona erdirilebilir.
İlginizi çekebilir:  Sözleşme Hazırlama ve İnceleme Teknikleri

Franchise sözleşmesi sona erdiğinde tarafların karşılıklı borçları bulunmaktadır. Franchise veren sözleşmenin sona ermesi halinde, işletmenin tasfiyesinde franchise alana yardımcı olmak ve denkleştirme bedeli ödemek borcu altındayken, franchise alan, rekabet etmeme, sır saklama ve fikri ve sınaî unsurların kullanımına son verme ve bunları iade borcu altındadır. Franchising sözleşmesinde açıkça kararlaştırılmadıkça franchise alanın sözleşme sonrası rekabet etmeme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu nedenle sözleşmenin sona ermesinden sonra franchise alanın, sisteme ilişkin bilgi ve tecrübelerini, rekabet piyasasında bizzat kullanmasını ya da başkalarına aktarmasına engel olunabilmesi yani sözleşme sonrasında da rekabet etmeme yükümlülüğünün devam edebilmesi için bir rekabet yasağı anlaşmasının yapılması gerekir. Sözleşme sonrası rekabet yasağı anlaşmasına, acentenin sözleşme rekabet yasağına ilişkin TTK m. 123 hükmünün kıyasen uygulanacağını kabul edilmektedir. Ancak franchising sözleşmesinde sözleşme sonrası rekabet yasağı getirilebilmesi için bu yasaklamanın, 2002/2 sayılı Tebliğ’de belirtilen koşulları da taşıması gerekmektedir. Aksi takdirde sözleşme sonrası rekabet yasağı 2002/2 sayılı Tebliğ’de belirtilen taşımaması nedeniyle RKHK m. 56 uyarınca geçersiz olacaktır. Franchising sözleşmelerinde çoğunlukla sözleşmenin sona ermesinden sonra franchise alanın elinde kalan sözleşme konusu malları ve işletme donanımında kullanılan araç ve gereçleri franchise verenin geri alacağının kararlaştırıldığı görülmektedir. Sözleşmede bu şekilde franchise verenin sözleşmenin sona ermesi ile franchise alanın elinde kalan malları ve donanımda kullanılan araç ve gereçleri geri alacağının kararlaştırıldığı durumlarda, franchise verenin bu malları geri alma yükümlülüğü söz konusu olur. Franchising sözleşmesinde franchise verenin geri alma yükümlülüğünün kararlaştırılmadığı durumlarda ise, franchise verenin geri alma yükümlülüğü söz konusu olmaz. Ancak franchise alanın sözleşmenin sona ermesi ile elinde kalan malları, sözleşmenin gereği olarak franchise sistemini uymak, imaj birliğini sağlamak ve sürümü gerçekleştirmek için tedarik etmiş olduğu ve sözleşme sonrası rekabet etmeme borcu nedeniyle başka bir şekilde değerlendirme ve kullanma imkanı olmadığı durumlarda, franchise verenin sözleşme sonrası dürüstlük kuralı gereği geri alma yükümlülüğünün olduğu kabul edilmelidir.

Konu İle Alakalı Yargıtay Kararı ;

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, söz konusu kararında franchise sözleşmesinde yer alan sözleşme sonrası rekabet yasağının 1982 Anayasası’nda düzenlenen çalışma özgürlüğü ilkesine aykırılık taşıdığından bahisle geçersiz saymıştır.

Karar metni aşağıdadır:

ÖZET: Dava, franchise sözleşmesine aykırılık iddiasına dayalı haksız rekabetin tespit ve önlenmesi istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmenin rekabet yasağını düzenleyen 5.5. maddesi hükmü, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan çalışma hürriyeti ilkesine aykırı olması ve tarafların aralarında imzalayacakları bir sözleşme hükmü ile bu özgürlüğü ihlal anlamına gelecek her hangi bir düzenleme yapmalarının mümkün bulunmaması nedeniyle geçersizdir. Mahkemece, dava konusu sözleşme hükmünün, anılan yasal düzenleme ve ilkelere aykırı olduğundan geçersiz bulunduğu kabul edilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. DAVA: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03.04.2009 tarih ve 2008/180-2009/73 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenmiş olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 17.01.2012 gününde davacı avukatı Zeynep Aktürk geldi, davetiye tebliğine rağmen davalı avukatı duruşmaya gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştır. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: KARAR: Davacı vekili, davalının müvekkili ile imzaladığı alt imtiyaz sözleşmesine aykırı davrandığı için sözleşmenin müvekkilince feshedildiğini, davalının anılan sözleşmenin 5-5. maddesinde düzenlenen ‘’sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle bir yıllık süre ile rekabet etmeme yasağına’’ da aykırı davrandığını ileri sürerek, davalının haksız rekabet oluşturan eylemlerinin tespitini ve önlenmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, duruşmalara katılmamış ve savunmada bulunmamıştır. Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davalının 13.11.2007 tarihli sözleşmeye aykırı davranarak işyerinde davacının ürünlerinden başka ürünler sattığı, davacının da haklı nedenle ve usulüne uygun şekilde sözleşmeyi feshettiği, fesih ihbarının davalıya 20.03.2008 tarihinde tebliğ edildiği, davalının anılan sözleşmenin 5.5. maddesi uyarınca fesih tarihinden itibaren bir yıllık süre boyunca imtiyaz bölgesinde rekabetten kaçınma yükümlülüğüne de aykırı davrandığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının 20.03.2008 tarihinden 20.03.2009 tarihine kadar imtiyaz bölgesinde, sözleşmenin 5.5. maddesinde belirtilen ticari faaliyetleri göstermesinin önlenmesine karar verilmiştir. Kararı, davalı temyiz etmiştir. Dava, franchise sözleşmesine aykırılık iddiasına dayalı haksız rekabetin tespit ve önlenmesi istemine ilişkindir. Somut olayda, taraflar arasında imzalanan 13.11.2007 tarihli sözleşmenin 5.5. maddesinde, alt imtiyaz sahibinin bu anlaşmanın sona ermesini veya feshedilmesini takip eden bir yıllık süre boyunca imtiyaz bölgesinde, ne kendisinin ne de ilgili olduğu bir şirketinin bu anlaşma ile makul olarak tasarlanmış bulunan iş ile aynı veya benzer olan işlerde, özelde de gıda zinciri ile veya gıda toptan veya perakende satışı yapan Dia ürünlerinin benzerlerini veya aynısını satan rakip bir işletme ile iş yapmaktan ve genelde de Dia işletmeleri ile rekabet yaratacak doğrudan veya dolaylı faaliyetlerde bulunmaktan kaçınmayı taahhüt ettiği düzenlenmiş olup, davacı tarafından davalının sözleşmenin feshinden sonra anılan maddede yasaklanan işleri yapmaya devam ettiği ileri sürülerek işbu dava açılmış olup, mahkemece yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlıklı 48 ve devamı maddelerinde, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu bildirilmiş, BK.’nun 19. maddesinin ilk fıkrasında, bir akdin mevzuunun kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunacağı belirtildikten sonra, 2. fıkrasında bu serbestinin sınırları gösterilmiş, 20. maddesinde ise bir akdin mevzuunun gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olması halinde o akdin batıl olacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla sözleşmenin tarafları, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu belirlemekte özgür iseler de bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez. Anayasa’nın ve BK.’nun anılan hükümleri sözleşme özgürlüğünün sınırlarını çizmiştir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, taraflar arasındaki sözleşmenin rekabet yasağını düzenleyen 5.5. maddesi hükmü, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan çalışma hürriyeti ilkesine aykırı olması ve tarafların aralarında imzalayacakları bir sözleşme hükmü ile bu özgürlüğü ihlal anlamına gelecek her hangi bir düzenleme yapmalarının mümkün bulunmaması nedeniyle geçersizdir. Bu durum karşısında mahkemece, dava konusu 13.11.2007 sözleşmenin 5.5. maddesi hükmünün, yukarıda anılan yasal düzenleme ve ilkelere aykırı olduğundan geçersiz bulunduğu kabul edilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.