Tacirler Arası Yapılan Ticari Sözleşmeler

Tacir kimdir? Bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişiye tacir denir. Peki bu ticari işletmenin özellikleri ne olmalıdır? Şöyle ki; fiili olarak işletmeye başlamamış olsa bile ticari işletmesini açtığını gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş ise de yine biz bu kişiye tacir deriz.  Ticaret işletmesini ticaret siciline tescil ettirmesi o kişiye tacir diyebilmek için yeterlidir. Buradaki kıstas fiili olarak faaliyete başlayıp başlamaması değildir.

TACİRLER ARASINDA YAPILAN SATIŞ SÖZLEŞMELERİNİN HUKUKİ DAYANAĞI NEDİR?

Öncelikle satış sözleşmesinin ne olduğundan bahsetmek gerekir. Satış sözleşmesi en basit tanımıyla bir tarafın sözleşme konusu malın mülkiyetini diğer tarafa devretme ve diğer tarafın da bunun karşılığında malın değeri olan belirli bir miktar para ödeme borcuna girdiği bir sözleşmedir. Satış sözleşmelerinde Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmaktadır.

Peki bu satış sözleşmesi iki tacir arasında yapıldığı zaman hukuki dayanağı ne olmaktadır?

Öncelikle kural olarak iki tacir arasındaki satış sözleşmesine Borçlar Kanunu uygulanır fakat Borçlar Kanunu kuralları tacirlerin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığından konuya ilişkin Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlemeler yapılmıştır. Bunun sebebi ise tacirlerin faaliyetlerini hayatın olağan akışında hızlı bir şekilde sade ve çabuk bir biçimde halletmeleri gerekmektedir. TTK m.23’te tacirler arasında yapılan ticari satış ve mal değişimi sözleşmelerinin kural olarak Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri ile bağlıdır. Bu tür sözleşmeler hakkında bazı hükümlere de yer verilmiştir. TTK m.23’de düzenlenen bu özel hükümlerin uygulanabilmesi için tacirler arasında yapılan ve onların ticari işletmelerini ilgilendiren bir satış ve mal değişiminin mevcut olması gerekir.

TÜRK TİCARİ KANUNU’NDA TİCARİ SATIŞ VE MAL DEĞİŞİMİ SÖZLEŞMELERİ İÇİN ÖNGÖRÜLEN DÜZENLEMELER ŞUNLARDIR;

Kısım Kısım Yerine Getirilecek Sözleşmelerde Alıcının Hakları

Sözleşmenin niteliğine veya tarafların amacına ve malın cinsine göre bazen satılanın alıcıya kısım kısım teslim edilmesi mümkün ve hatta zorunlu olabilmektedir. Bu gibi hallerde satıcı bir veya birkaç teslim borcunu yerine getirmede temerrüde düşerse, alıcının haklarını, ifa edilmeyen kısım için mi yoksa borcun tamamı için mi kullanacağı hususuna ilişkin Borçlar Kanunu’nda bir düzenleme yapılmamıştır. Ticari satışlarda bu tereddütleri gidermek için özel bir düzenleme yapılmıştır. Şöyle ki; TTK.m.23/1.a’da yer alan hükme göre, sözleşmenin niteliğine, tarafların amacına ve malın cinsine göre satış sözleşmesinin kısım kısım icra edilmesinin mümkün olduğu veya bu koşulların mevcut olmamasına rağmen alıcının yapılan kısmı ifaya bir ihtirazı kayıt ileri sürmeden kabul ettiği hallerde, alıcı sözleşmenin yerine getirilmemesi yüzünden sahip olduğu hakları yalnız teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanabilir. Ancak o kısmın ifa edilmemesi sözleşmeden beklenen yararın elde edilmesi veya amaca varılması imkanını ortan kaldırıyor veya zayıflatıyorsa ya da durum veya şartlardan kalan kısmın tam veya gereğince ifa edilmeyeceği anlaşılabiliyorsa, alıcı sözleşmeyi feshedebilir.

İlginizi çekebilir:  Veraset Ne Demek?

Alıcının Alacaklı Sıfatıyla Temerrüdü Halinde Satıcının Malın Satışını İsteme Hakkı

Tacirler arasındaki ticari satımlarda satıcının yetkileri genişletilmiş ve alıcının devralma temerrüde düştüğü malın satışa çıkarılması kolaylaştırılmıştır. TTK. m.23/1,b uyarınca, alıcı temerrüde düştüğü takdirde satıcı, mahkemeden malın satışına izin verilmesini isteyebilir.

Malın Ayıplı Olması Halinde Alıcının Yükümlülükleri

Ayıp kavramı, satış konusu malda bulunması gereken veya vaadedilen niteliklerin bulunmamasını ifade eder. Örneğin; satılan arabanın motorunda arıza olması, pirinçlerin böcekli olması, gıda maddelerinin küflenmesi, reçellerin şekerlenmesi gibi. Bu tür bozukluk, eksiklik ve aksaklıklar hukuki ve teknik anlamda ‘’ayıp’’ denir.

Bu ayıplı mal konusunda Borçlar Kanunu m.227’de alıcıya dört adet seçimlik hak tanınmıştır. Borçlar Kanunu’nda adi satışlarda alıcının inceleme ve ihbar yükümlülükleri için açık ve belli bir süre belirtilmemiş, yalnızca ‘’işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz’’ inceleme ve ortaya çıkan ayıbın satıcıya ‘’uygun bir süre içinde’’ bildirimi öngörülmüştür. Borçlar Kanununun bu hükmü ticari hayatın gereklerine uymamaktadır. Bu nedenle tacirler arasındaki satışlarda muayene ve ihbar için açık süreler getirilmiştir. TTK m.23/1, c uyarınca;

Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı bu ayıbı iki gün içerisinde satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Açıkça belli olmayan fakat bir muayene sonucu ortaya çıkabilecek türden ayıplarda alıcı sekiz gün içerisinde malı muayene etmek ve ortaya ayıp çıkar ise aynı sürede satıcıya ihbarda bulunmakla yükümlüdür. Eğer muayene ile de anlaşılamayacak türden yani ancak malın bir süre kullanılması sonucu ortaya çıkabilecek nitelikte ayıplar hakkında ise alıcı hemen satıcıya ihbarda bulunması gerekmektedir.

Aynı zamanda Borçlar Kanunu m.231/I ‘de görülen ‘’satılanın alıcıya devrinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresi’’ ticari satışlarda da geçerlidir. Taraflar anlaşarak bu süreyi daha da uzatabilirler fakat kısaltamazlar. Satıcı ağır kusurlu ise iki yıllık süre uygulanmaz.

TACİR OLMANIN HÜKÜM VE SONUÇLARI NELERDİR?

  • İflasa Tabi Olma
  • Ticaret Siciline Kaydolma
  • Odalara ve Birliklere Kayıt Olma
  • Ticaret Ünvanı Seçme ve Kullanma Zorunluluğu
  • Ticari İş Karinesi Tabi Olma
  • Ticari Örf ve Adetlere Tabi Olma
  • Ticari Defterler Tutma
  • Basiretli Bir İşadamı Gibi Davranma
  • Ücret ve Faiz İsteme Hakkı
  • Ücret ve Cezai Şartın Azaltılmasını İsteyememe
  • Fatura Düzenleme
  • Fatura ve Teyit Mektubuna İtiraz Etme
  • Her İki Tarafın Tacir Olmasına Bağlı Özel Hükümler
İlginizi çekebilir:  Kötü Niyet Tazminatı Davası

Bu hüküm ve sonuçlardan en önemlisi Fatura Düzenleme ile Faturaya itiraz etmedir. TTK m. 21/1’e göre ticari işletmesi gereği mal satan, üreten veya karşı tarafın işini gören veya menfaat sağlayan tacir, talep üzerine fatura düzenleyip vermek ve şayet bedel ödenmiş ise bunu faturada belirtmek zorundadır. Fatura taraflar arasındaki sözleşmenin ifası aşamasına ilişkin bir belgedir.

TTK’ da faturanın düzenlenme süresi konusunda bir düzenleme yapılmamıştır. Vergi Usulü Kanunu’nda m.231/5’e göre malın teslim edildiği veya hizmetin görüldüğü tarihten itibaren en geç yedi gün içerisinde fatura düzenlenmesi gerektiğini, bu sürede düzenlenmeyen faturanın hiç düzenlenmemiş sayılacağını öngörmüş ise de bu hüküm vergi hukuku açısından geçerlidir. O halde sürenin geçmiş olması, fatura düzenleme zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Ayrıca süre dolduktan sonra düzenlenen faturaya itiraz edilmemesi de TTK 21/2 ‘deki sonuca yol açar. Şöyle ki;

TTK m. 21/2 uyarınca faturayı ‘’alan kimse’’ aldığı tarihten itibaren 8 gün içerisinde bir itirazda bulunmaz ise fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ayrıca faturaya itiraz edilmemesi sözleşme ilişkisinin mevcut olduğu ya da faturadaki malın teslim veya işin ifa edildiği anlamlarına gelmez. Bu noktaya dikkat etmek gerekir.

Belirtmekte önem gördüğümüz bir husus da tacirler arasında birtakım ihbar ve ihtarlar için şekle uyma gerekliliğidir. Şöyle ki;

TTK m. 18/3 uyarınca tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmek, sözleşmeden dönmek veya sözleşmeyi feshetmek amacıyla yapılacak ihbar veya ihtarların 4 adet yapılma yolu vardır;

  • Noter Kanalı
  • Taahhütlü Mektup
  • Telgraf
  • Güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile gönderilebilir.

Bu düzenleme nedeni ile ticari satış sözleşmelerinde satıcının temerrüde düşürülebilmesi için alıcı tarafından gönderilecek ihtarın bu maddede öngörülen şekilde yapılması gerekmektedir.

Bir tacirin satın aldığı maldaki ayıbı ihbar edecek ise yapacağı ihbar TTK m. 18/3 kapsamına girmez. Fakat ayıp ihbarı ile birlikte sözleşmeden dönme hakkını da kullanıyorsa belirtilen şekillerden birisine uymak zorundadır.

SÖZLEŞMEYE EKLENEBİLECEK KLOZLAR NELERDİR?

Öncelikle klozun ne anlama geldiğini kısaca belirtmek gerekir. Kloz sözleşmenin bir bölümü veya sözleşmeye ekli özel şart demektir. Taraflar arasındaki sözleşmenin gerçek sınırlarını belirlemek amacıyla kullanılmaktadır.

Taraflar emredici hukuk kurallara aykırı olmamak kaydıyla sözleşmelerine istedikleri hükümleri koymakta serbesttirler. Ticaret hukukunda ‘’sözleşme özgürlüğü’’ prensibi geniş bir uygulama alanı bulmaktadır.

Bir satış sözleşmesinde; malın cinsi, nev’i ve kalitesi, malın miktarı ve fiyatı, malın teslim yeri ve zamanı, ödeme yeri ve zamanı ile anlaşmazlıkların çözümü hususlarının mutlaka taraflarca sözleşmeye konularak hüküm altına alınmak zorundadır.

İlginizi çekebilir:  İstinaf ve Temyiz

Satış sözleşmesi yapılırken, ihtilafa düşülmesi halinde uyuşmazlığın ne şekilde çözümleneceği konusunun sözleşmede belirtilmelidir. Taraflar, hakkında kanuni bir yasaklama bulunmayan, kamu düzenini ilgilendirmeyen, ticari ilişkilerinden dolayı aralarında çıkabilecek hukuki ihtilafların çözümünü devlet yargısına (mahkemelere) bırakabilecekleri gibi, kendi tercihleri ile anlaşmazlığın çözümü için hangi cins yöntemlere (dostane çözüm, uzlaşma veya tahkim) başvuracaklarını da kararlaştırabilirler.

Uyuşmazlıkların Dostane Çözüm Yolu – Arabuluculuk

Uyuşmazlıkların dostane çözüm yollarından en yaygınları uzlaşma ve arabuluculuk olarak özetlenebilir. Uzlaşma tarafsız üçüncü bir kişinin uyuşmazlığın çözümü yönünde taraflara yardımcı olduğu resmi olmayan bir uygulamadır. Arabuluculuk ise uzlaşmaya kıyasla daha işlevsel olan ve tarafsız bir üçüncü kişi tarafından yürütülür. Arabulucu, uyuşmazlığın taraflarınca kabul edilebilir bir çözüm bulmak amacıyla çekişmeli taraflar ile toplantılar düzenleyerek bir çözüme ulaşmayı hedefler. Arabuluculuk tahkime kıyasla daha az kurala bağlıdır. Hakemden farklı olarak arabulucunun bağlayıcı bir karar vermeye yetkisi yoktur. Arabulucunun görevi uyuşmazlık konularını, talep ve sulh seçeneklerini görüşme ve müzakere için çekişmeli taraflara yardımcı olmaktır. Böylece arabulucu konuları, olayları ve tarafların durumlarını anlayabilmek amacıyla taraflar ile beraber veya ayrı ayrı resmi olmayan toplantılar düzenler.

Uyuşmazlıklarda Tahkim Klozu

Uluslararası ticari işlemlerde, en yaygın uyuşmazlıkların çözüm yolu tahkimdir. Tahkim, uyuşmazlığın bir hakem veya hakem kurulunca, ulusal mahkemeler dışında çözümü olarak tanımlanır. Tahkim, uyuşmazlıkların çözümünde isteğe bağlı bir yöntemdir. Dolayısıyla, taraflar aralarında uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülebileceği yönünde yazılı bir anlaşma yaptıkları taktirde tahkim yolunu seçebilirler.

Tarafların ticari uyuşmazlıkların çözümünde tahkim yolunu seçmelerinde birçok avantajları vardır. Öncelikle, tahkim yerel mahkeme işlemlerinden çok daha hızlıdır. Tarafların eşitliği ve uluslararası nezaket gereği, yetkili yargı yeri olarak taraflardan birinin milli mahkemesinin seçilmesi uygun görülmez. Tahkimde yazışmalar ve duruşmalar halka açık olmadığından ve kararlar taraflarca açıkça onaylanmadıkça ilan edilmediğinden, taraflara kesin bir mahremiyet sağlar.

Uluslararası ticari uyuşmazlıkların genel olarak çok karmaşık meseleler olduğu ve özel bir bilgi ve uzmanlık gerektirdiği söylenebilir. Tahkim yolu, uyuşmazlıkların çözümünde, tarafların, devlet yargısı yerine hakem denilen özel yetkili kişileri yetkili kılmalarını ifade eder. Bu nedenle, taraflar uyuşmazlıklarının ilgili ihtilaflı alanlarda uzman olan hakemlerce çözümlenmesini isterler. Uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözüleceği yolunda bir anlaşma bulunmadıkça tahkim yoluna başvurmak mümkün değildir.

İletişim

Sözleşmeler Hukuku ile alakalı aklınıza takılabilecek soruları cevaplamaya çalıştık. Her zaman bir sözleşme konusunda bir avukat ile çalışmak sizin avantajınıza olacaktır. Detaylı Bilgi Almak İçin Bize +90 532 211 57 25 olan telefon numaramızdan ulaşabilirsiniz.

Sözleşme Avukatı

[Toplam:0    Ortalama:0/5]